6 Haziran 2010 Pazar

Özlem

Özlem, koruk gibi bir şey!
Yemeden ağzını sulandıran,
Yedikten sonra kamaştıran.
Azı keyifli,
Fazlası mideni ağrıtan.
Kararında olmadı mı,
Hayatını karartan.
Arada bir yersen sevgi bağlarını sağlamlaştıran,
İlişkiyi yenileyen, heyecan katan.
Her öğün yersen sevgini imkansız aşka dönüştüren,
Canını çok yakan.
612

22 Mayıs 2010 Cumartesi

30 adamın mumu

Kazağımın kolu korumadı beni anne, zehiri soludum. Göz göre göre öldüm anne. Ben bir maden işçisiydim. Bayramda verdiğin mendil korumadı beni karım, nefesim tükendi. Bile bile öldüm canım, ben bir maden işçisiydim. Gaz maskem yoktu oğlum, kimse bize gaz maskesi takmamızı söylemedi. Denedik nefes almayı, denedik yaşamayı. Ama başaramadık hayatta kalmayı. Bizi bilerek maskesiz 540 kotuna yolladılar canlarımız, biz maden işçisiydik, biz eğitilmedik. 30 can bugün yok, 30 hayat bitti ey ahali! Sıradan günlerden biriyken bizler için, son gündü onlar için… Bizler kaldığımız yerden devam ederken hayatlarımıza, onların aileleri hep eksik yaşayacak bundan sonra. Onlar maden işçileri, canları Allah’a emanet. Bizler geride kalanlar, aklımız Allah’a emanet. Derler ki bir yakının öldüğünde ilk gün kalbinde 40 mum yanar. 40 gün boyunca bu mumlar birer birer söner. 40.gün son kalan mum hiç sönmez. O son mum bir hayat boyu yanar, kalbini yakar. 30 adamın mumu acaba kaç kalpte yanar?

21 Mayıs 2010 Cuma

Hiç bitmesin hiç gitmesin.

Dokunursun ona,

Dokunursun ruhuna.

Sen şifa verdiği sanarken,

Şifayı bulursun onda!

Şifadır o,

Saf sevgidir.

Ne sen ne o farkına bile varmadan buluşmuştur ruhlarınız Tanrısal Planda.

Ve en güzeli de budur aslında.

Hiç hesapsız,

Yalansız dolansız,

Beklentisizdir aşkınız.

Dünyevi ruh hallerinden, beklentilerinden uzak,

Sadece sevmek,

Sadece vermek üzerinedir sevginiz.

Hiç bitmesin istersiniz,

Hiç gitmesin diğeriniz.
 
1217

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Anneannesinin gülünden hasretle...


Canim anneannemin melek kalbinde, pamuk koynunda buyudum ben.
Cocuklugumun gulumseyen yuzu anneannem...
Her ne olursa olsun, her ne yaparsam yapayim, sadece seven, hosgoren...
Kocaman yureginde tum sevgilere yer olan, canim anneannem...
Tek simardigim insan, simarikligimi tek hosgoren..
Sadece mis kokan, anneanne kokan, can kokan...
Sarildim mi guven duydugum, her ne olursa olsun orada oldugunu bildigim..
Her zaman sevgiyle gittigim, sevgiyle ayrildigim anneannem...

Sonra hastalanan...
1 sene boyunca hastaligi anlasilmayan
Hastalik hastasi teshisi konan
Ve 1 sene sonra 5 ay omru kalmis denen
Kanser olan ve eriyen anneannem...

Erirken ziyaretine gittigim
Morfinden kendini bilmez yatarken omuzunu durttugum
"Ihhh" yapip da beni itti saninca "anneannem beni itti" die agladigim...
ve sonra gercekten kendine gelince ve beni gorunce
"ANNEANNESININ GULU GELMIS" diye usulca soylediginde KALBİMDE ÇİÇEKLERİN AÇTIĞI

canim anneannem...

bu dunyada, bana senden baska

hic kimse GULUM demedi...........

hic kimse beni senin gibi GULUM diye sevmedi

hic kimse beni senin gibi koklamadi, opmedi


canim anneannem, bu koca dunyada ben bazen kendimi cok yalniz hissediorum...

hep derdin ya dedem icin benden sonra yapamaz die...

yapamadi anneannem... senden sonra dedem hic eskisi olmadi, olamadi...

tipki benim olamadigim gibi...

tipki benim bir parcamin hep yok oldugu gibi...........


melek anneannem bu gece ruyama girer de beni oper msn?



anneannesinin gulunden hasretle anneannesine.......................................

8.5.2009

27 Nisan 2010 Salı

Vazgeçtim

Sevmek nedensizdir dedim,

Ve seni sevdim.

Sevmemek de nedensizmiş oysa,

Yeni öğrendim.

Sen beni sevemedin,

Geç olsa da idrak ettim.

Severken seni,

Senden vazgeçtim.

2712

27 Mart 2010 Cumartesi

Soyun, geliyorum aşkım


Sevmeye başlarken önce soyunacaksınız. Ruhunuzdaki tüm fazlalıklardan kurtulacaksınız. Egoya, aldatılmışlıklara, daha önce yaşanmışlara ait her ne varsa çıkarıp atacaksınız. Üzerinizde hiçbir şey olmayacak. Ruhunuz çırılçıplak kalacak. Sonra da rahatça uzanıp bekleyeceksiniz.
Ve sevgilinin ruhu da çıplak olacak. Önceden size “soyun geliyorum aşkım” demiş olacak.
Ruhu ruhunuza dokunacak. Herşey açık, herşey saf, herşey sevgi olacak.
“Benim bu, herşeyimle açık, herşeyimle teslimim sana” diyeceksiniz. Ve teslim olacaksınız.
Aklınızda başka kaygılar, göze girme endişesi olmayacak. Miş gibi yapmayacaksınız mesela. Ruhunuza birkaç numara büyük duygular sunmayacaksınız. Elde etmek uğruna sahte şapkalar takmayacaksınız. Küçük hesaplarınız olmayacak büyük aşkınızın üzerine gölgeler düşüren. Ama küçük sürprizleriniz olacak sevgilinizin yüzünü ve ruhunu aydınlatan. Onu düşündüğünüzü, önemsediğinizi belli edeceksiniz. “Üşürsün aşkım, sırtına hırka al” diyeceksiniz. O hırkayı omuzuna bırakırken omuzunun üstünü kavrayan parmaklarınız ona güven verecek, sevildiğini hissedecek.
Üzerinizde sırıtmayacak sevginiz, ruhunuza tam gelecek. Gerçek olacak.
Ve bir olacaksınız…
Ruhlarınız “bir” olduğunda yazılmış tüm romanların aşıklarından daha aşık olacaksınız.
Sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız.

18 Mart 2010 Perşembe

Biri yer, biri bakar


Birileri yer birileri bakar, kıyamet bundan kopar demiş atalarımız.

Geçmişin bu caanım atasözü, günümüzde evrimleşti mi ne!

Birileri çalar, halkım bakar. Tısss…

Birileri tekeli özelleştirir, tekel yabancılara peşkeş çekilir. Halkım sadece raflara bakar, çeşit çeşit rakıdan seçim yapar. Tek derdi yaş üzüm rakısı mı olsun, yoksa diğeri midir.

İşçiler ağlar, memleket batar. Ve halkım sadece bakar.

Bakkal amcaya “yaz deftere” diyemiyorsak eski zamanlardaki gibi, çocuklar aile defterlerine yazdırarak “bi pepsi” içemiyorlarsa artık,

Bakkallar yele kapılmışken baktıysak trene bakar gibi,

“Bozaaaaa” sesleri uzaklaşırken bizden kulaklarımızı tıkadıysak.

Şimdi sıra eczanelere geldiyse, artık BIM’lere kurban ediliyorsa bir başka sektör ve herkes sadece seyrediyorsa hiçbir şey olmuyormuşcasına, tüm bunlara sadece bakıyorsa,

Sırada devlet hastanelerinin özelleştirilmesi varsa,

Aslında memleketimiz sessizce, için için parçalanıyorsa,

Ve hepimiz bakıyorsak…

Hala kıyamet kopmuyorsa,

Kıyameti de geçtim çatlak sesler bile duyulmuyorsa,

Bilmiş de demiş atalarımız:

“Biri yer, biri bakar, kıyamet bundan kopar.”

Sanırım kıyamet ucu ancak hepimize dokunduğunda kopacak.

İyi Kötü


İyilik ve kötülük görecelidir kanımca.

Kime göre iyisiniz, kime göre kötü?

Ve kime iyisiniz, kime kötü?

Maria Magdalena nam-ı diğer Magdalalı Meryem Hz İsa’dan önce bir fahişeydi. Birilerine göre kötüydü. Hz İsa ise onu taşlanmaktan kurtardı.

RTE ailesine göre bir melek, maden işçilerine göre gulyabani.

Atatürk ben ve benim gibi düşünlere göre en iyi, kurtarıcı, lider, sevgi, ışık, birilerine göre diktatör, kötü.

Birilerine göre kendi dininden olan “iyi”, diğerleri “ötekiler” kötü.

Sana iyilik yapan iyi, düşmanının dostu “kötü”.

Bugün dost olduğunuz “iyi”, yarın düşman olunca “kötü”leniyor.

İyilik ve kötülük görecelidir ve hepimizin içinde hem iyi hem kötü barınmaktadır. Dualite denen hadise budur. İşin sihiri bunu kavramaktadır.

İyilik kötülük, hayır şer, pozitif negatif, karanlık aydınlık gibi dualite hallerini çoğaltabilirsek de anlaşılması gereken birbirinin zıttı olan bu haller hali aslında bir bütündür ve içimizdedir. Ve görecelidir.

Androjen olmadığımıza göre? *

Hz İsa’nın Maria Magdalena’yı taşlanmaktan kurtarırken kalabalığa söyledikleri hepimizin içindeki iyi ve kötüyü özetliyor sanki:

"İlk taşı hiç günah işlememiş olanınız atsın.."

*Ezoterizme göre dualitenin olmadığı hal androjenlikle ifade edilir.

Modern Köleler


Sessizliğin sesi diyorlar kendilerine. Modern köleler onlar bence.

Seslendirme sanatçıları onlar. Hayallerimize can verenler, görüntülere sesleriyle ruh katanlar.

Tek kanallı tv’den bu yana, onlar her akşam evimizin konukları.

Hiç provasız, ekranda başka dilde konuşan insanların sesi olabilmek nasıl bir iştir? Nicholas Cage de konuşsanız, Demi Moore’da ya da Polat Alemdar’ı da durum aynı. Bazen otistik, bazen sarhoş, bazen deli, bazen hiperaktif.

Deli işi mi, fazla akıl işi mi bilemiyorum ama; bu insanüstü işi yapan değerleri üç kuruş paralara çalıştırdıklarını biliyorum. Üç kuruş paraya, herhangi bir sosyal güvencesi olmadan ve kıymet bilinmeden.

Hangi jenerikte görüyoruz ki seslendirenleri?

Elbette medyatik bir isimseniz, siz de seslendirme yaparsınız ve elbette üç kuruştan fazlasını(!) alırsınız. Belki bu yüzdendir bu medyatik seslendirmecilerin seslendirme sanatçılarının içler acısı durumunu gündeme getirmeyişleri. 'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın canım.' hadisesi.

Ben medyatiğim ve herkes biliyor ki o çizgi film karakterini ben seslendirdim, ee, paramı da aldım, belamı mı isteyeceğim ki?

Seslendirme sanatçıları köhne seslendirme stüdyolarında üç kuruşa çürürken,

İki kuruşa bir sertifika sahibi olan seslendirme sanatçısıyım diye ortalarda dolaşırken,

Medyatik isimler bir seslendirmeden duayenlerin onlarca işinin on kat fazlasını alırken,

Bu işin duayenlerinden kimselerin haberi yokken,

Kocaman bir sektörün kocaman çarkları bu ustaları öğütürken,

Yurtdışında bu işi yapanlar jaguarlara binerken,

Onların işi oyunculuktan da zorken…

Türkiye’min bir başka gerçeğiyken, maden işçisinden farkları yokken, hatta sosyal güvenceleri olmadığından daha beter bir haldeyken…

Stüdyoların da kanalların da medyanın da bilip de bilmezden geldikleriyken…

Utanıyorum ben.

Giderken yaşatmak


Oldum olası gömülmek istemiyorum. Ölü bedenimin kurtlarca yenmesi fikrine deliriyorum. Ve yıllardır eşe dosta vasiyet ediyorum:

“Ben ölünce sakın beni gömmeyin, yakın beni ve denize savurun küllerimi.”

Bu sebeple de yaklaşık 2 sene önce tüm organlarımı bağışladım. Tam bağış yaparken yanımdaki avukat arkadaşım “Türkiye’de bu olaya güven yok. Bu bilgiler organ mafyasının eline geçiyor bence. Can güvenliği olduğuna inanmıyorum” dese de hala sağ salim, hayattayım. Bu yazıdan sonra ne olur bilinmez ama şimdilik buradayım.

Bana bu yazıyı yazdıran acılı bir aile aslında. Kızlarının beyin ölümü gerçekleşmiş ama onlar organlarını bağışlamak istememişler.

Prof. Dr. Aydın Dalgıç diyor ki “Beyin ölümü olmuşsa hasta ölmüştür. Halkın kafasını karıştırmak yanlış…Buket yaşatılabilir ama ancak başka insanlarda. Bu nedenle aileye başsağlığı diliyorum ve organ bağışını yeniden düşünmelerini istiyorum.”

Bir tarafa evladınız, kaybetmişsiniz ama yaşıyor gibi, hala soluk alıyor. Diğer tarafta onlarca hasta, halen yaşıyorlar, ama soluk almakta zorlanıyorlar. Belki sayenizde daha onlarca yıl yaşayacaklar.

Biri sizin canınızdan, kanınızdan, diğerleri de başka anne babaların canından, kanından.

Biri sizin çiçeğiniz koklamaya kıyamadığınız, kokusundan vazgeçemediğiniz, diğerleri de başka birilerinin.

Zor…

Onlar için zor belki ama, sizin bir seçim şansınız var. Kendiniz için, kendi organlarınız için.

Giderken yaşatmayı seçin.