6 Aralık 2010 Pazartesi

Beni Koruyun!


www.benikoruyun.com
Bu siteyi ziyaret etmelisiniz, okumalı ama öğretmelisiniz. Ve beni bir dinlemelisiniz…
Site ne der, tacize uğramış çocuk ne hisseder? Buyrun:


Site: “Hayır” de ve o kişiye yaptığından hoşlanmadığını, dokunmasını istemediğini söyle.


Blogcu: Çocuksan ve karşında bir yetişkin varsa yaptığının yanlış olduğunu bilsen de tepki vermen zaman alıyor. Anladığında nasıl “Hayır” diyeceğini bilemiyorsun. Çünkü yapılan yanlıştan sen utanıyorsun. Ve şoka giriyorsun. Hayır demek zaman alıyor çünkü şok yaşıyorsun. Duydum ki büyükler bile hayır diyemiyor, çünkü şok yaşıyorlar.


Site: Hızla o kişiden uzaklaş. Hoşlanmadığın bir şekilde sana dokunan kişiden kaç. Bir daha bu kişiyle asla yalnız kalma.


Blogcu: Uzaklaşıyorsun evet ama o hep sana yakın oluyor. Hayatın boyunca olur olmaz anlarda o pis sırıtışını görüyorsun. Bazen rüyanda bazen öylesine daldığında.


Site: Yardım iste. Çığlık atabilirsin.


Blogcu: Atıyorsun, hem de kendine bile yabancı bir sesle. Ama yardım isteyemiyorsun. Utanıyorsun. Çığlığın yardım çığlığı olamıyor. Çünkü korkuyorsun. Panikten sadece alakasız bir cümle çıkıyor ağzından çığlık şeklinde.


Site: Kendine inan. Sen yanlış birşey yapmadın.


Blogcu: İnanmadım uzunca bir zaman. İnanmadığımı bilmeden inanamadım hatta. Çünkü 32 yaşında anlattım bir psikoloğa. Ancak o zaman anladım bir suçum olmadığını.


Site: Birisi sana uygunsuz bir şekilde dokunursa, olan biteni güvendiğin birine anlat. Tehditlerin seni korkutmasına ve sessiz kalmana neden olmasına izin verme.


Blogcu: Babama ve anneme anlattım. Onlar da birilerine anlattı. Adam yakalandı. Gazetelere çıktı. Ama her konuşma beni daha da utandırdı. Kendimi pis, kötü, aşağılık hissettim. Güvendiğimiz birileri kimseye anlatmasa olmaz mı? Ya da herkes benim önümde konuşmasa? Çok utanıyorum çünkü.


Site: Tehdit veya tacizde bulunan kişiden uzak durmak için elinden geleni yap. Kendini rahatsız veya güvensiz hissetmene neden olacak biçimde sana dokunan kişi ile yalnız kalma.


Blogcu: Bazen şartlar sizi güvensiz yerlerde bulundurur. Hele ki yanında arkadaşların varsa.

İmza: BEN. 9 yaşında cinsel tacize uğramış bir yetişkin...

5 Aralık 2010 Pazar

Hoşçakal

Aniden bir şeyler değişir.
Sebep ararsın,
Anlamaya çalışırsın.
Sorarsın, cevap alamazsın.
Ve birgün aniden fark edersin.
Yüreği değişmiştir.
İçine sen koyduğu hayaller bitmiştir.
Sen hala sorarken o senden gitmiştir.
Veda edersin.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Veda

Beklenti zor,
Kabullenmek zor,
Vazgeçmek daha zor.
Fark ettin mi gerçeği,
Beklentine rağmen vazgeçersin.
Kabullenirsin.
Sevmek koşulsuzdur.
Sevmek kabullenmektir.
Sevmek onun için ondan vazgeçmektir.
Onun için ondan vazgeçersin.

2 Aralık 2010 Perşembe

Aşıksın Sen!


Sebepsiz yere aklındaysa her daim,
Sıkıntıda mıdır diye endişe ediyorsa kalbin,
Haber alamadın mı meraktan ölüyorsan eğer,
"Sen ayvayı yemişsin!" efendim!
Tek kelime ile “Aşıksın!” derim.

25 Kasım 2010 Perşembe

Sevmek gülümsetmektir


Hayatım boyunca babam anneme çiçek getirdi. Hem de olur olmaz zamanlarda.
Özel gün olması gerekmedi.
Çok gün “Annen çok sever bunu” dedi ve bir demet sümbül aldı. Başka günler bir demet yasemin ama illa ki eli kolu çiçek dolu, sevgi dolu geldi.
Özel günlerde özel çiçekler olurdu gül gibi, orkide gibi.
Papatya zamanı asla es geçilmezdi.
Alakasız zamanlarda gelen bu çiçekler annemi hep mest etti. Hala da öyle.
Bugünün romantizm fakirlerine duyurulur:
Sevmek sadece söylemekle olmaz.
Sevmek göstermekle olur.
Sevmek el üstünde tutmakla olur.
Sevmek çiçek vermekle olur.
Sevgi önemsemektir.
Sevgi düşünmektir.
Sevgi gülümsetmektir.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Sustum


Hayat değil de insanlar yorar beni.
Zorluklar değil de hayal kırıklıkları kırar kanatlarımı.
Çabalamak değil de güvenememek korkutur beni.
Konuşmak değil de susmak zor gelir bana.
Suskunlukta binlerce söylenmemiş saklıdır aslında.
Ve hepsi aynı anda oldu mu beter kanırtır canımı,
Gidesim gelir alıp başımı.
Öyle bir gitmeli ki,
Gittiğin yerde kimse bulamamalı seni.
Yoruldum,
Kırıldım,
Zorlandım,
Kanırtıldım,
Gidemedim,
Sustum.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Samimiyetsiz Samimiyet


Samimiyetsiz samimiyeti sevmiyorum demekten dilimde tüy bitti. Samimiyet için de zaman gerekir. Samimiyet için tanımak gerekir. Maya gerekir. İyi bir ekmek gibi…
Nasıl ki maya katmakla bitmezse ekmeğin işi, tanışmakla ya da sadece aynı ortamda bulunmakla da bitmez samimiyet hadisesi.
Öyle makinayla yapılan ekmeklerden söz etmiyorum ben. Elinle yoğuracaksın. Günümüz aşkları, dostlukları gibi mekanik olmayacak. Emek olacak, sevgi katılacak.
Mayasını fazla kaçırmayacaksın ki sonra ekmek tadından çok maya tadı gelmesin burnuna. Fırından yeni çıkmış bir ekmeğin kokusu ne kadar çekiciyse o ekmekten alacağın maya tadı da o kadar keyif kaçırır çünkü. Günümüzün fast food aşkları gibi değil yani. Ya da dondurulmuş dostlukları. Çıkart buzluktan, ver fırına, al sana samimiyet! Değil efendim. Lezzeti olmaz böylesinin.
Ve acele etmeyeceksin fırına vermek için. Önce uzun uzun yoğuracaksın. Özeneceksin. Ekmek işte, maya, tuz, su, karıştır gitsin demeyeceksin. Ununa özeneceksin, mayasını önceden ılık sütte eriteceksin, daha da iyi karışsın. Uzun uzun yoğurduğun, yoğururken ruhunu da içine kattığın hamuru iyice bekleteceksin.
Kabaracak…Dostluk gibi, aşk gibi, sevgi gibi...
Paylaştıkça kabaracak, büyüyecek.
İlk anki hamurun birkaç misli büyüklüğe ulaşacak. İçinde türlü türlü yaşanmışlıklar, birlikte gülmeler, birlikte ağlamalar ama illa ki paylaşımlar birikecek.
Şeklini ilk on dakikadan sonra ver derler ama gerekmez ekmek hamurunda. Az ıslatırsan elini misler gibi verirsin şeklini. İstediğin şekili verdiğin mayalanmış hamurunu vereceksin fırına ve pişerkenki mis kokularını içine çekerek bekleyeceksin.
Birbirine göre eğilmeyi, fedakarlık etmeyi öğrendiğin kişi gibi. İster aşık ister dost olsun, yeter ki içine yaşanmışlıklar konsun.
Ve o koku…
O koku sana çocukluğunu hatırlatacak, anneanneni, samimiyeti, sevgiyi, aileni…
Tıpkı dostun gibi.
Gerçek samimiyet gibi.
Gerçek sevgi gibi.
Mis kokan, emek kokan, sen kokan, o kokan ama aslolan…

21 Kasım 2010 Pazar

Aşk kamaştırır


Fazla aşk göz kamaştırır! Görüntü net değildir...Hadise olduğundan farklı görünebilir!
Sıradan bir insana büyük büyük anlamlar yüklemeden önce gözünüzün ışığa alışmasını bekleyin.
Gözleriniz kamaşmışsa ve o aslında “sandığınız kişi” değilse yaşayacağınız kocaman hayal kırıklığını yaşamaktansa biraz bekleseniz ne olur ki? Bekleyin, gözünüzün kamaşması geçsin.
Hayal ettiğiniz tüm aydınlıkları net olarak göremediğiniz birine yakıştırıp onu aslında olmadığı parlak biri haline getirmeyin.
Karşınızdaki kişiye gereksiz payeler vermeyin, sonra da kanırtarak geri almayın.
Ne siz onu abartın ne o sizi yanıltsın.
Yıldız bile olamayacak insanları güneş yapmayın.
Ve olur da birgün gerçekten güneşi bulursanız onu yıldız(cık)lara feda etmeyin.

Kurabiye Canavarı


Kadın bir kurabiyeyse eğer,
Ve erkek de onu çaya batırıp yiyense,
Ve çay da aşkı yaşayış şekilleriyse…
Sıradan bir çaya batırılan sıradan bir kurabiyenizin tadını almak için bile sıradan olmayan bir dikkat ve özen gerekir. Hem de her lokmada.
Kıvamı tutturmak çok kolay görünse de ,
Nasılsa aşıktır denilip her bir lokma için aynı özen gösterilmezse,
Her seferinde çaya batırırken çayın sıcaklığına göre içinde tutma süresine dikkat edilmezse,
Bir bakmışsınız size sadece kırıntılar kalmış.
Ölçüsü zordur ama tutturdun mu afiyetle yenir.
Her lokma aynı lezzettedir.

Ve siz siz olun kurabiye canavarı olmayın.
Kadınınızı çaya batırırken dikkatli olun.
Eritip dağıtmayın,
Kolayca harcamayın,
Sürekli yeni tadlar arayıp kırıntılarla yetinmek zorunda kalmayın.

18 Kasım 2010 Perşembe

Öyle sev ki kardeşim

Öyle sev ki kardeşim, içinde sadece “sevgi” barındırsın.
Eşini, dostunu, arkadaşını, köpeğini öyle bir sev ki,
Koşulsuz olsun.
İçinde “eğer”ler olmasın,
O, senin istediğin gibi olmak zorunda kalmasın.
İstediğin gibi olmadığında hırçınlaşmamalısın kardeşim,
Küsüp kızmamalısın.
Beklentine göre davranmadığında karşındaki,
Düne kadar baş tacı ettiğin sevgi’liye düşman olmamalısın.
Unutma,
“Sevgi” ilişkisinin içine “almak” beklentisini katarsan,
O artık sadece “çıkar” ilişkisidir.
Çıkarcı olma kardeşim,
Sen kaybedersin.