5 Aralık 2010 Pazar

Hoşçakal

Aniden bir şeyler değişir.
Sebep ararsın,
Anlamaya çalışırsın.
Sorarsın, cevap alamazsın.
Ve birgün aniden fark edersin.
Yüreği değişmiştir.
İçine sen koyduğu hayaller bitmiştir.
Sen hala sorarken o senden gitmiştir.
Veda edersin.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Veda

Beklenti zor,
Kabullenmek zor,
Vazgeçmek daha zor.
Fark ettin mi gerçeği,
Beklentine rağmen vazgeçersin.
Kabullenirsin.
Sevmek koşulsuzdur.
Sevmek kabullenmektir.
Sevmek onun için ondan vazgeçmektir.
Onun için ondan vazgeçersin.

2 Aralık 2010 Perşembe

Aşıksın Sen!


Sebepsiz yere aklındaysa her daim,
Sıkıntıda mıdır diye endişe ediyorsa kalbin,
Haber alamadın mı meraktan ölüyorsan eğer,
"Sen ayvayı yemişsin!" efendim!
Tek kelime ile “Aşıksın!” derim.

25 Kasım 2010 Perşembe

Sevmek gülümsetmektir


Hayatım boyunca babam anneme çiçek getirdi. Hem de olur olmaz zamanlarda.
Özel gün olması gerekmedi.
Çok gün “Annen çok sever bunu” dedi ve bir demet sümbül aldı. Başka günler bir demet yasemin ama illa ki eli kolu çiçek dolu, sevgi dolu geldi.
Özel günlerde özel çiçekler olurdu gül gibi, orkide gibi.
Papatya zamanı asla es geçilmezdi.
Alakasız zamanlarda gelen bu çiçekler annemi hep mest etti. Hala da öyle.
Bugünün romantizm fakirlerine duyurulur:
Sevmek sadece söylemekle olmaz.
Sevmek göstermekle olur.
Sevmek el üstünde tutmakla olur.
Sevmek çiçek vermekle olur.
Sevgi önemsemektir.
Sevgi düşünmektir.
Sevgi gülümsetmektir.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Sustum


Hayat değil de insanlar yorar beni.
Zorluklar değil de hayal kırıklıkları kırar kanatlarımı.
Çabalamak değil de güvenememek korkutur beni.
Konuşmak değil de susmak zor gelir bana.
Suskunlukta binlerce söylenmemiş saklıdır aslında.
Ve hepsi aynı anda oldu mu beter kanırtır canımı,
Gidesim gelir alıp başımı.
Öyle bir gitmeli ki,
Gittiğin yerde kimse bulamamalı seni.
Yoruldum,
Kırıldım,
Zorlandım,
Kanırtıldım,
Gidemedim,
Sustum.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Samimiyetsiz Samimiyet


Samimiyetsiz samimiyeti sevmiyorum demekten dilimde tüy bitti. Samimiyet için de zaman gerekir. Samimiyet için tanımak gerekir. Maya gerekir. İyi bir ekmek gibi…
Nasıl ki maya katmakla bitmezse ekmeğin işi, tanışmakla ya da sadece aynı ortamda bulunmakla da bitmez samimiyet hadisesi.
Öyle makinayla yapılan ekmeklerden söz etmiyorum ben. Elinle yoğuracaksın. Günümüz aşkları, dostlukları gibi mekanik olmayacak. Emek olacak, sevgi katılacak.
Mayasını fazla kaçırmayacaksın ki sonra ekmek tadından çok maya tadı gelmesin burnuna. Fırından yeni çıkmış bir ekmeğin kokusu ne kadar çekiciyse o ekmekten alacağın maya tadı da o kadar keyif kaçırır çünkü. Günümüzün fast food aşkları gibi değil yani. Ya da dondurulmuş dostlukları. Çıkart buzluktan, ver fırına, al sana samimiyet! Değil efendim. Lezzeti olmaz böylesinin.
Ve acele etmeyeceksin fırına vermek için. Önce uzun uzun yoğuracaksın. Özeneceksin. Ekmek işte, maya, tuz, su, karıştır gitsin demeyeceksin. Ununa özeneceksin, mayasını önceden ılık sütte eriteceksin, daha da iyi karışsın. Uzun uzun yoğurduğun, yoğururken ruhunu da içine kattığın hamuru iyice bekleteceksin.
Kabaracak…Dostluk gibi, aşk gibi, sevgi gibi...
Paylaştıkça kabaracak, büyüyecek.
İlk anki hamurun birkaç misli büyüklüğe ulaşacak. İçinde türlü türlü yaşanmışlıklar, birlikte gülmeler, birlikte ağlamalar ama illa ki paylaşımlar birikecek.
Şeklini ilk on dakikadan sonra ver derler ama gerekmez ekmek hamurunda. Az ıslatırsan elini misler gibi verirsin şeklini. İstediğin şekili verdiğin mayalanmış hamurunu vereceksin fırına ve pişerkenki mis kokularını içine çekerek bekleyeceksin.
Birbirine göre eğilmeyi, fedakarlık etmeyi öğrendiğin kişi gibi. İster aşık ister dost olsun, yeter ki içine yaşanmışlıklar konsun.
Ve o koku…
O koku sana çocukluğunu hatırlatacak, anneanneni, samimiyeti, sevgiyi, aileni…
Tıpkı dostun gibi.
Gerçek samimiyet gibi.
Gerçek sevgi gibi.
Mis kokan, emek kokan, sen kokan, o kokan ama aslolan…

21 Kasım 2010 Pazar

Aşk kamaştırır


Fazla aşk göz kamaştırır! Görüntü net değildir...Hadise olduğundan farklı görünebilir!
Sıradan bir insana büyük büyük anlamlar yüklemeden önce gözünüzün ışığa alışmasını bekleyin.
Gözleriniz kamaşmışsa ve o aslında “sandığınız kişi” değilse yaşayacağınız kocaman hayal kırıklığını yaşamaktansa biraz bekleseniz ne olur ki? Bekleyin, gözünüzün kamaşması geçsin.
Hayal ettiğiniz tüm aydınlıkları net olarak göremediğiniz birine yakıştırıp onu aslında olmadığı parlak biri haline getirmeyin.
Karşınızdaki kişiye gereksiz payeler vermeyin, sonra da kanırtarak geri almayın.
Ne siz onu abartın ne o sizi yanıltsın.
Yıldız bile olamayacak insanları güneş yapmayın.
Ve olur da birgün gerçekten güneşi bulursanız onu yıldız(cık)lara feda etmeyin.

Kurabiye Canavarı


Kadın bir kurabiyeyse eğer,
Ve erkek de onu çaya batırıp yiyense,
Ve çay da aşkı yaşayış şekilleriyse…
Sıradan bir çaya batırılan sıradan bir kurabiyenizin tadını almak için bile sıradan olmayan bir dikkat ve özen gerekir. Hem de her lokmada.
Kıvamı tutturmak çok kolay görünse de ,
Nasılsa aşıktır denilip her bir lokma için aynı özen gösterilmezse,
Her seferinde çaya batırırken çayın sıcaklığına göre içinde tutma süresine dikkat edilmezse,
Bir bakmışsınız size sadece kırıntılar kalmış.
Ölçüsü zordur ama tutturdun mu afiyetle yenir.
Her lokma aynı lezzettedir.

Ve siz siz olun kurabiye canavarı olmayın.
Kadınınızı çaya batırırken dikkatli olun.
Eritip dağıtmayın,
Kolayca harcamayın,
Sürekli yeni tadlar arayıp kırıntılarla yetinmek zorunda kalmayın.

18 Kasım 2010 Perşembe

Öyle sev ki kardeşim

Öyle sev ki kardeşim, içinde sadece “sevgi” barındırsın.
Eşini, dostunu, arkadaşını, köpeğini öyle bir sev ki,
Koşulsuz olsun.
İçinde “eğer”ler olmasın,
O, senin istediğin gibi olmak zorunda kalmasın.
İstediğin gibi olmadığında hırçınlaşmamalısın kardeşim,
Küsüp kızmamalısın.
Beklentine göre davranmadığında karşındaki,
Düne kadar baş tacı ettiğin sevgi’liye düşman olmamalısın.
Unutma,
“Sevgi” ilişkisinin içine “almak” beklentisini katarsan,
O artık sadece “çıkar” ilişkisidir.
Çıkarcı olma kardeşim,
Sen kaybedersin.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Sen mi istedin Allah’ım?


Önüm arkam sağım solum: İNSAN!
Ellerinde silahlar,
Ellerinde satırlar,
Beni kovalıyorlar.
Koşuyorum koşuyorum,
Kaçıyorum kaçıyorum,
Nefesim tükeniyor,
Ben bitiyorum,
Onlar bitmiyorlar.
Bacaklarımda keskin bir acı,
Kanıyorlar.
Beni vurdular.
Acıyor Allah’ım,
Çok acıyor.
Canımdan can kopuyor.
Korkuyorum.
Nefesim kesiliyor.
Ve onlar gülüyorlar Allah’ım.
Üzerime oturup poz veriyorlar.
Bunu onlardan sen mi istedin Allah’ım?